BEYAZ- KIRMIZI

admin
Aralık 14, 2016
ogretmen-ani

16 Aralık

Mevsim kış, aylardan aralık. İliklerinize kadar işleyen soğuğu hissedersiniz  önce.

Karlı akşamlar soğuk sabahları getirir önümüze. Yumuşak kar ,  toz bulutu gibi olmuştur saatler sonra. Yürüdükçe karın verdiği sesi hissedersiniz. Soğuk bir ürperti verir size.

Yola koyulmalıyım öncelikle. Çok yolum var. Üstümü de iyi giyinmeliyim, üşürüm sonra. Yürüyorum. Dakikalar saatlere ulaşmak üzere. Gündoğumu karlar  varken ne  güzel. Ne kadar da masum görünüyor oysa hayat. Güneşin kardaki  ışıkları yansıyor gözlerime. Gözbebeklerim yeteri kadar küçüldü sanırım. Zahmet vermedi  bana o gün beyaz karlar nedense. Oysa çok yorulurdum. Gözlerim kamaşırdı hep. Kendimi sonsuz boşlukta gibi hissediyorum bu sabah . Sıcak ortama atmalıyım kendimi biran önce. Minik gözlerle mutlu olup, heyecanla atan kalplerle ısınmalıyım.

Bugün bir defa daha bu kadar yoğun hissediyorum beyazlığı. Her yer ne kadar da ıssız .

Okulu görüyorum birden. İçim ferahlıyor. Ne de olsa eksi yirmibeş derecelerde yaklaşık yetmiş dakikamı almış yürümek.

Öteden yürüyen insanlar görüyorum minicik ve esmer. Bir trenin vagonları gibi dizilmişler. Hareketsiz gibi yürümeleri. Yorgun ve yıpranmış. Başları öne eğik , yorgun bedenlerle sırtlarında taşıyorlar sanki dünyayı. Yükleri de ağır besbelli. Minicik olsa gerek elleri,fark ediyorum yaklaştıkça. Kiminin elleri ceplerinde kiminin ki kulaklarında. Keskin soğuğa minik bedenlerle dayanmak zor diyorum içimden. Üşümüşler besbelli. Yolumuz birleşecek az sonra.

Artık dakikalar saat gibi ağır geliyor. Hızlandırmalıyım adımlarımı. Hafif bir rüzgar nefesimi tüketiyor birden. Bedenimde soğuğu hissedemez oluyorum.İçimde yine o garip ülperti.

15 Aralık

Ömer, arkadaşlarına da topunu versene. Biliyorum yeni aldın, senin için çok kıymetli. Ama birlikte oynarsanız daha  mutlu olursunuz. Ben de katılayım sizlere. Issızlığı bozalım birlikte. Haydi oynayalım . Hareketlerimizle bedenimizi ısıtır,  gülüşlerimizle renk cümbüşü oluştururuz.  Belki bu  bitmek bilmeyen ayazı da  ısıtırız kimbilir.

16 Aralık

Yoklama yapıyorum. Sıra Ömer’e geliyor. Ömer diyorum ses yok. Sonra yeniden söylüyorum yine ses gelmiyor kimseden. Çocuklara bakıyorum . Herkes tamam Ömer yok. Nerde Ömer diye soruyorum cevap vermiyor hiçbirisi. Sonraki isimleri okuyorum. Semra, Ali , Halil…

15 Aralık

Bu örneği de Ömer yapsın tahtada. Dersimiz matematik. Malum sorular da zor oluyor bazen. Haydi Ömer görelim seni . Zor olanı seversin sen, biliriz. Ömer durgun biraz, biraz da düşünceli. Anlayamıyorum nedenini. Gözlerimle sıkı bir bakış atıyorum. Ömer ok gibi fırlıyor yerinden. Korktu besbelli. Eksiksiz yapıyor soruyu. Doğru cevabı da buluyor elbette ki. Allah’ım bu zekadır diyorum içimden. İlerde iyi yerlere geleceği konusunda hiç şüphe kalmıyor içimde.  Anlat diyorum arkadaşlarına, nasıl buldun sonucu. Ömer yine dalgın yine biraz düşünceli. Kara saçlarına ve kara tenine uygun kara gözleri ne kadar da yakışmış. Elleri soğuktan çatlamış. Yanakları al al olmuş.

Önlüğün üst düğmesi kopmuş. Yakası da biraz kirlenmiş sanırım. Neyse Ömer’e teşekkür edip alkışlıyoruz elbet.

Mutlu olmuştur hep tanıdığım çocuklar. Neden gerekli mi değil mi sormadım hiç. Bir tatlı gülümseme , bir başlarını okşama yetiyor onlara. Bir topaç, bir gazoz, boya kalemleri, kırmızı boya kalemleri.

Bu teneffüs Ömer’in topuyla oynamıyoruz. Çok üşüdük çünkü. Sanki hava daha bir soğuk. Halka olduk sobanın etrafında, her zaman ki gibi. Bu da mutlu ediyor onları. Ben de mutlu oluyorum. Cengiz öğretmenin getirdiği fındıkları kavuruyoruz sobada. Kavrulmasını  beklemeden alıyoruz bazen. Elimiz de yanmıyor değil hani. Yere düşenleri de topluyoruz elbet. Fındık kıymetli. Hele bir de kavrulunca daha bir kıymete biniyor. Sırayla olmasa da  tadına bakıyoruz. Ömer sen de alsana diyorum. Utanarak alıyor birkaç tane. Gözlerinde yine o hüzün. Sessizlik çöküyor. Ben de hadi biriniz bir türkü söyleysin diyorum, sessizliği bölerek. Semra popüler olan “yıkılmadım” türküsünü söylüyor. Pek ritm tutmasını bilmesek de ellerimizle katılıyoruz. Çok ağır bir türkü be diyiyorum içimden. Dalıyorum. Bazen gözlerimizle hayatımızda kaybolan şeyleri arıyoruz. Yine öyle mi olacak. Sevdiklerimizi ve sevebilmek varken sevemediklerimizi…

İlk dönem öğretmenlikteki , büyüyünce ne olmak istiyorsunuz? klasik sorusunu soruyorum çocuklara. Yine aldığım cevaplar hep aynı. Öğretmen fazlalıkta, doktor, polis… Ömer, ben ressam olmak istiyorum diyor. Şaşırıyorum birden.  Pekala iyi bir mühendis olabilir, belki de doktor. Renkleri çok seviyorum, diyor. Kırmızı,  mavi , turuncu… Niye renkleri çok seviyorsun diye soruyorum. Çok garibime giden bir örnek veriyor. Örneğin, beyaz üşütür, kırmızı ısıtır bizi. Dışarıda lapa lapa yağan kara sonra sobadaki kırmızılığa kayıyor gözlerim.  Doğru, renkler hayatımıza yön verir. Renklerle mutlu olur insan elbette. Neyi niçin yaptığımız da önemli bence . Bunu anlıyorum bir çocuğun dilinde ve hüzün dolu  gözlerinde. .

                16 Aralık

Üst sınıflara soruyorum Ömer’i. Kaçamak cevaplar alıyorum. İçimde bir ürperti beliriyor yeniden. Sabah okula gelince de öyle olmuştu sanki. Gözlerde ışık arıyorum ama nafile. Dünkü şen gözler neden bu gün hüzünlü? Yoksa hüzün de mi bulaşıcı? Ömer’den mi kaptınız bunu? Ömer neden yok? Siz onun arkadaşları değil misiniz? Hani derslerde öğrenmiştik birlikte; birimiz hepimiz içindik. Topumuz da yok, ne olacak şimdi? Zor soruları kim çözecek? …

Ah öğretmenim. Sessiz konuşmanı duyuyoruz biz. Soğuk havayı hep sıcak kalbimizle ısıttık. Bak kırmızı renk damarlarımızda yine,  ısıtabiliyor bizi. İstemez miydik biz de top oynamayı, şen olup coşmayı.  Bize bu kadar eziyet etme. Biz nasıl söyleriz sana; Ömer’e araba çarptığını ve hemen oracıkta beyaz karları kırmızıya boyadığını, son resmini hüzünle yaptığını. Dilimiz varmaz, minik kalbimiz buna dayanmaz.

[infobox color=”#1e73be”]Serdar GİREVİ        Hatay Erzin Yoncadüzü İlkokulu[/infobox]

[vurgu color=”#dd3333″]Açıklama: Aralık 1997 yılı Muş İlinde öğretmenlik yaptığım Harmanköy Okulunda yaşadığım bir olay.[/vurgu]

 

LYS
30 Haziran 2018